“Vali” ve “mutasarrıf”: Kavramsal bir ayrım

Kerkük'te “86 yıl sonra Türkmen vali” söylemi ne kadar doğru?

Kerkük şehir merkezi

Gülbahar Altaş

Kerkük’te, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) üyesi Vali Rebwar Taha’nın istifasının ardından yapılan oylamada Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa kentin yeni valisi seçildi. 16 Nisan’da seçildiği gün yaptığı açıklamada bu gelişmeyi “tarihi bir dönüm noktası” olarak nitelendiren Ağa, “100 yıllık bir hasreti giderdik” ifadelerini kullandı.

Bu açıklama Türkmen kamuoyunda geniş yankı bulurken, bazı siyasi çevreler ve medya organları gelişmeyi “86 yıl sonra ilk Türkmen vali” ya da “yaklaşık bir asır sonra gelen temsil” şeklinde yorumladı. Ancak bu söylem, tarihsel ve kurumsal gerçekler ışığında ele alındığında tartışmalı bir nitelik kazanıyor.

 “Vali” ve “mutasarrıf”: Kavramsal bir ayrım

Rudaw Araştırmalar Merkezi tarafından yayımlanan “Kerkük’ün Kimliği” adlı kapsamlı çalışmada, Kerkük’ün idari geçmişi ayrıntılı biçimde inceleniyor. Bu çalışmaya göre, Osmanlı ve İngiliz manda dönemlerinde Kerkük’te görev yapan Türkmen yöneticiler hiçbir zaman “vali” unvanı taşımadı; bunun yerine “mutasarrıf” statüsünde görev yaptılar.

Osmanlı idari sisteminde Kerkük, Bağdat ve daha sonra Musul vilayetlerine bağlı bir sancak (livâ) konumundaydı. Bu yapıda sancakların başında mutasarrıflar bulunurken, valiler yalnızca vilayet düzeyinde görev yapan daha üst idarecilerdi. Dolayısıyla mutasarrıflık önemli bir idari yetkiyi temsil etse de, hiyerarşik olarak valilikten farklı bir konuma karşılık geliyordu.

Türkmen tarihçi Dr. Necat Kefserlioğlu da KerkükNow’a yaptığı açıklamada, bu terminolojik ayrımı vurgulamakla birlikte, kamuoyunda “vali” ifadesinin kullanılmasını tamamen hatalı bulmuyor. Ona göre mutasarrıflık, dönemin idari yapısı içinde oldukça güçlü ve etkili bir makamdı ve bu nedenle kavramsal esneklik kısmen anlaşılabilir.

Osmanlı’dan mandaya: İdari süreklilik ve değişim

Osmanlı döneminde Kerkük, 16. yüzyıldan itibaren sancak statüsünde yönetildi ve bu yapı 20. yüzyıl başlarına kadar devam etti. Bu dönemde görev yapan yöneticiler İstanbul tarafından atanıyor ve genellikle askeri-bürokratik kökenli oluyordu.

  1. Dünya Savaşı’nın ardından bölgenin İngiliz kontrolüne geçmesiyle birlikte idari yapı kısmen değişti. 1919 yılında kurulan 12 üyeli yerel idarede Türkmen temsilciler yer alsa da, nihai yetki İngiliz askeri komiserlerin elindeydi. Bu nedenle yerel aktörler karar alma süreçlerinde sınırlı bir rol oynuyordu.

Fettah Paşa ve “ilk Türkmen vali” tartışması

1920 yılında İngiliz manda yönetimi tarafından Kerkük mutasarrıfı olarak atanan Fettah Paşa, Türkmen tarih yazımında sıklıkla “ilk Türkmen vali” olarak anılıyor. Ancak bu tanımlama, idari terminoloji açısından tartışmalı.

Çünkü Fettah Paşa’nın görev unvanı “vali” değil, açık biçimde “mutasarrıf”tı. Üstelik Irak’ta modern anlamda valilik makamı 1921’de Irak Krallığı’nın kurulmasıyla birlikte oluşturuldu. Bu tarihten önce Kerkük hâlâ sancak statüsünde olduğu için başındaki idareci mutasarrıf olarak görev yapıyordu.

Fettah Paşa’nın etnik kimliği de kesinlik taşımıyor. İngiliz belgelerinde “Kürtlere yakın bir Türkmen” olarak tanımlanması, bu konudaki tartışmaları derinleştiriyor.

1921 sonrası: Valiliğin kurumsallaşması

1921’de Irak Krallığı’nın kurulmasıyla birlikte ülkenin idari yapısı modernleştirildi ve vilayet sistemi oluşturuldu. Bu yeni sistemde valiler, doğrudan merkezi hükümeti temsil eden en üst düzey sivil yöneticiler haline geldi.

Bu dönüşüm, “mutasarrıf” ile “vali” arasındaki farkı net biçimde ortaya koydu. Artık mutasarrıflık, eski Osmanlı sistemine ait bir kavram olarak kalırken, valilik modern devlet yapısının temel idari unsuru haline geldi.

Bu dönemde Kerkük’te görev yapan Türkmen kökenli yöneticiler –Fettah Paşa, Abdülmecid Yakubi, Ömer Nazmi Neftçi ve Yusuf Ziya Bey gibi– önemli idari roller üstlendi. Ancak bu görevler hiçbir zaman modern anlamda valilik statüsüne karşılık gelmedi.

Türkmenlerin temsili: Süreklilik ama sınırlı güç

Irak Krallığı döneminde Türkmenler yalnızca idari görevlerde değil, parlamentoda da temsil edildi. 1921-1958 yılları arasında Kerkük’ü temsil eden Türkmen milletvekillerinin sayısı genellikle 1 ile 4 arasında değişti.

Yakubi, Neftçi ve Kirdar gibi aileler hem idari hem de siyasi alanda etkili oldu. Ancak bu temsil, hiçbir zaman belirleyici bir çoğunluğa ulaşmadı.

Ayrıca bu ailelerin etnik kimliklerinin de sabit olmadığı, tarihsel süreç içinde dönüşebildiği görülüyor. Örneğin Yakubi ailesinin kökenine ilişkin farklı anlatılar, Kerkük’te kimliklerin çok katmanlı yapısını ortaya koyuyor.

1958 sonrası: Merkeziyetçilik ve dışlanma

1958’de Irak Krallığı’nın sona ermesiyle birlikte ülke daha merkeziyetçi bir yapıya yöneldi. Bu süreçte Kerkük’te valilik makamı büyük ölçüde Arap ve Kürt kökenli yöneticilere verildi.

Özellikle Baas Partisi döneminde Kerkük, Araplaştırma politikalarının merkezi haline geldi. Petrol kaynakları nedeniyle stratejik öneme sahip olan şehirde yönetim doğrudan merkezi hükümetin kontrolüne alındı.

Bu dönemde Türkmenler idari olarak geri planda kalırken, siyasi temsil alanında da sınırlı bir etkiye sahip oldu.

2003 sonrası dönemde Kerkük’te etnik gruplar arasında bir güç paylaşımı modeli oluşturuldu. Bu modele göre idari görevler Kürtler, Araplar, Türkmenler ve Hristiyanlar arasında belirli oranlarda dağıtılıyor.

Tarihsel doğruluk neden önemli?

Araştırmaların ortaya koyduğu temel sonuç şu: Türkmenler Kerkük’te tarih boyunca önemli idari roller üstlendi, ancak modern anlamda “vali” makamında yer almadı.

Bu nedenle “86 yıl sonra ilk Türkmen vali” ifadesi tarihsel ve kurumsal açıdan tartışmalı. Daha isabetli bir tanımlama, bu gelişmeyi “modern Irak döneminde ilk Türkmen vali” olarak ifade etmek olabilir.

Kerkük gibi çok katmanlı bir şehirde tarihsel anlatılar yalnızca akademik bir mesele değil, aynı zamanda güncel siyasetin de önemli bir parçası. Bu nedenle kullanılan kavramların tarihsel gerçeklikle uyumlu olması, hem bugünü anlamak hem de geleceğe doğru bir hafıza bırakmak açısından kritik önem taşıyor.

 

 

Kaynakça:

Bu makale, Prof. Dr. Abdullah Kıran, Prof. Dr. Osman Ali, Dr. Ari Badinani, Mamend Roje, Behroz Şucaii, tarihçi Mehmet Bayrak, yazar Seid Veroj ve Ziryan Rojhelati tarafından kaleme alınan “Kerkük'ün Kimliği” (Rudaw Araştırmalar Merkezi, 2020) adlı eser ile diğer tarihsel kaynaklar ve Türkmen tarihçi Dr. Necat Kefserlioğlu’nun değerlendirmelerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

  • FB
  • Instagram
  • Twitter
  • YT